Atina’da 3000 Yıllık Tarih: Monastiraki’den Akropolis’e, Roma Agorası’ndan Modern Olimpiyatlara
- 2 gün önce
- 10 dakikada okunur
Atina’yı yalnızca Akropolis’ten ibaret görmek şehrin gerçek hikâyesini kaçırmak olur. Çünkü burası bir dönemin bütün izlerini silip yerine yenisini kuran şehirlerden değil. Tam tersine her çağın kendinden öncekinin üzerine yerleştiği, bazen onun taşlarını kullandığı bazen de anlamını değiştirdiği büyük bir tarih sahnesi. Bir Bizans kilisesinin karşısında Osmanlı camisinin durması, Roma çarşısının üzerinde modern mahallenin yükselmesi ve antik bir spor alanının modern Olimpiyatların simgesine dönüşmesi tesadüf değil.
Videodaki yolculuk Monastiraki Meydanı’ndan başlayarak Roma Agorası, Akropolis, Plaka, Anafiotika, Filopappos Tepesi, Zappeion, Panathenaik Stadyumu ve Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi’ne uzanıyor. Fakat bu rota yalnızca mekânlar arasında yapılan bir yürüyüş değil. Yaklaşık üç bin yıllık şehir tarihinin farklı zamanları arasında yapılan bir geçiş.
Monastiraki: Adını küçülen bir manastırdan alan meydan
Bugün Monastiraki Meydanı Atina’nın en kalabalık, en hareketli ve en turistik noktalarından biri. Ancak meydanın adı bir pazar yerinden ya da ticari faaliyetten değil, ortasında bulunan Panagia Pantanassa Kilisesi’nden geliyor.
“Monastiraki” Yunancada “küçük manastır” anlamına geliyor. Meydandaki kilise bir dönem kadınlar manastırının ana ibadet yapısıydı. 1678 tarihli bir patriklik belgesinde buranın Kaisariani Manastırı’na bağlı bir kadın manastırı olduğu görülüyor. Başlangıçta “Mega Monastiri”, yani “Büyük Manastır” denilen yapı topluluğu zamanla küçülmüş ve 19. yüzyıldan itibaren “Monastiraki” adı yalnızca kiliseye değil bütün bölgeye verilmiş.
Kilisenin bugün çevresindeki sokaklardan daha aşağıda kalması da dikkat çekici. Aslında kilise bir çukura inşa edilmedi. Yüzyıllar boyunca meydanın zemin seviyesi yükseldiği için yapı aşağıda kalmış gibi görünüyor. Günümüzdeki kilisenin büyük bölümü muhtemelen 17. yüzyılın başlarına ait olsa da altında çok daha eski bir dini yapının bulunduğu kabul ediliyor. Yapının duvarlarında antik yapılardan alınmış taşların kullanılması Atina’da sık karşılaşılan devşirme malzeme geleneğinin güzel örneklerinden biri.
Monastiraki böylece tek bir meydanda Bizans, Osmanlı ve modern Yunanistan dönemlerini yan yana gösteriyor. Meydanın ortasındaki küçük kilise aslında bütün semte adını vermiş olmasına rağmen bugün çevresindeki kalabalık ve ticari hareketlilik içinde neredeyse görünmez hâle gelmiş durumda.
Tzistarakis Camii: Atina’nın Osmanlı geçmişinden kalan yapı
Pantanassa Kilisesi’nin hemen karşısında bulunan Tzistarakis Camii 1759 yılında, Atina’nın Osmanlı yöneticilerinden Mustafa Ağa Tzistarakis tarafından yaptırıldı. Şehrin aşağı çarşısına yakın olduğu için yapı geçmişte “Aşağı Pazar Camii” veya “Aşağı Çeşme Camii” olarak da anıldı.
Caminin konumu tesadüf değildi. Osmanlı döneminde bugünkü Monastiraki çevresi şehrin ticari merkezlerinden biriydi. Antik ve Roma dönemi pazar alanları yüzyıllar sonra farklı bir yönetim altında yine alışverişin, üretimin ve günlük hayatın merkezinde kalmıştı.
Yunanistan’ın bağımsızlığından sonra cami ibadet işlevini kaybetti. Bina farklı dönemlerde toplantı salonu, depo, kışla ve sergi alanı gibi amaçlarla kullanıldı. 20. yüzyılda müzeye dönüştürüldü. Günümüzde Tzistarakis Camii, Modern Yunan Kültürü Müzesi’nin bir bölümü olarak değerlendiriliyor. Müze kurumunun kökeni de 1918 yılında cami içinde kurulan Yunan El Sanatları Müzesi’ne dayanıyor.
Burada üzerinde durulması gereken nokta şu: Atina’nın merkezindeki Osmanlı eserleri şehrin klasik dönem anlatısı içinde çoğu zaman arka plana itiliyor. Oysa Atina yaklaşık dört yüzyıl boyunca Osmanlı yönetiminde kaldı. Tzistarakis Camii de bu uzun dönemin şehir merkezindeki en görünür tanıklarından biri.
Roma Agorası: İmparatorluk döneminin yeni ticaret merkezi
Monastiraki’den birkaç dakikalık yürüyüşle ulaşılan Roma Agorası, Antik Agora ile karıştırılmamalı. Antik Agora şehrin siyasi, hukuki ve toplumsal merkeziyken Roma Agorası daha çok ticaret faaliyetlerinin yürütüldüğü düzenli bir pazar alanıydı.
Yapının temelleri Roma Cumhuriyeti’nin son döneminde atıldı. Proje Julius Caesar döneminde başlatıldı ve Augustus zamanında tamamlandı. Böylece Atina’nın ticari faaliyetlerinin önemli bir bölümü eski Agoradan yeni Roma pazarına taşındı. Yapı dükkânlar ve depolarla çevrili geniş, dikdörtgen bir avlu biçimindeydi. Ana girişlerden biri olan Athena Archegetis Kapısı hâlâ ayakta. Dört büyük Dor sütunu taşıyan bu giriş, sıradan bir pazar kapısından çok tapınak cephesini andırıyor.
Roma Agorası yalnızca Antik Çağ’da kullanılmadı. Bizans döneminde alanın çevresinde kiliseler ve konutlar yükseldi. Osmanlı döneminde ise bölge yeniden evler, atölyeler, camiler ve hamamlarla çevrildi. Bugün arkeolojik alan olarak gördüğümüz boşluk aslında yüzyıllar boyunca boş değildi. Modern arkeoloji çalışmaları sırasında sonraki dönemlere ait yapıların bir kısmı kaldırılarak Roma katmanı görünür hâle getirildi.
Bu nedenle Roma Agorası’nı yalnızca iki bin yıllık kalıntılar olarak değil, hangi tarihsel dönemin görünür kılındığını ve hangi dönemlerin arka plana itildiğini gösteren bir şehir hafızası alanı olarak okumak gerekir.
Rüzgârlar Kulesi: Saat, takvim ve meteoroloji yapısı
Roma Agorası’nın en dikkat çekici yapısı Rüzgârlar Kulesi. Antik dönemde “Andronikos Kyrrhestes’in Horologionu” olarak bilinen kule, Kyrrhoslu astronom Andronikos tarafından yaptırıldı.
Sekizgen planlı yapının her cephesi bir ana rüzgâr yönüne bakıyor. Cephelerin üst kısmında Boreas, Kaikias, Apeliotes ve Notos gibi sekiz rüzgârın kabartmaları bulunuyor. Antik yazarlardan Vitruvius, kulenin çatısında rüzgârın yönünü gösteren döner bir Triton heykeli bulunduğunu anlatıyor.
Ancak yapı yalnızca bir rüzgâr göstergesi değildi. Dış yüzeylerinde güneş saatleri bulunuyor, içindeki su saati ise güneşin görülmediği saatlerde zamanın ölçülmesini sağlıyordu. Su muhtemelen Akropolis’in kuzeyindeki bir kaynaktan getiriliyordu. Böylece yapı rüzgâr yönünü, güneşin konumunu ve günün saatini aynı sistem içinde gösteren gelişmiş bir gözlem merkezi hâline gelmişti.
Kulenin işlevi Antik Çağ’ın sona ermesiyle tamamen kaybolmadı. Erken Hristiyanlık döneminde kilise veya vaftizhane olarak kullanıldığı düşünülüyor. Osmanlı döneminde ise yapı Mevleviler tarafından tekke ve sema mekânı olarak kullanıldı. Bu yönüyle Rüzgârlar Kulesi yalnızca dünyanın en eski meteoroloji yapılarından biri değil, farklı inançların ve dönemlerin sürekli yeniden anlamlandırdığı bir bina.
Akropolis: Tapınaktan kaleye, kiliseden camiye
“Akropolis” kelimesi Yunancadaki “akros”, yani yüksek ve “polis”, yani şehir kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. En basit karşılığıyla “yüksek şehir” demek. Antik Yunan dünyasında birçok kentin akropolisi vardı ancak Atina Akropolisi zamanla bu kavramın en tanınmış örneğine dönüştü.
Akropolis’in tarihi Parthenon’dan çok daha eski. Tepe MÖ 2. binyılda Miken dönemine ait surlarla çevrilmiş bir yönetim ve savunma merkeziydi. Zamanla siyasi merkez aşağıdaki Agoraya taşınırken Akropolis kutsal bir alana dönüştü.
Bugün gördüğümüz başlıca yapılar MÖ 5. yüzyılda, Pers Savaşları’nın ardından gerçekleştirilen büyük inşa programının ürünleri. Atina’nın Perslere karşı kazandığı zaferlerin ve şehirde kurulan demokratik düzenin ardından Perikles yönetimindeki Atina, Akropolis’i kendi gücünün simgesine dönüştürdü. Parthenon, Propylaia, Erechtheion ve Athena Nike Tapınağı bu program kapsamında inşa edildi. Çalışmaların sanatsal yönetimini heykeltıraş Pheidias üstlendi.
Akropolis’in bugün beyaz mermerden oluşan sade görüntüsü yanıltıcı. Antik dönemde tapınakların mimari parçaları ve heykelleri kırmızı, mavi, yeşil, sarı ve altın tonlarında boyanıyordu. Antik Yunan mimarisi modern zihinde canlandırdığımız kadar renksiz değildi. Bir tapınak ancak heykelleri ve mimari süslemeleri boyandıktan sonra tamamlanmış kabul ediliyordu.
Parthenon: Yalnızca bir tapınak değil
Parthenon, Atina’nın koruyucu tanrıçası Athena Parthenos’a adanmıştı. “Parthenos” kelimesi bakire veya evlenmemiş genç kadın anlamına geliyor. Yapının içinde Pheidias’ın yaptığı yaklaşık 12 metre yüksekliğinde, altın ve fildişi kaplı Athena heykeli bulunuyordu. Heykel günümüze ulaşmadı ancak Roma dönemine ait küçük kopyalar sayesinde genel görünümü biliniyor.
Parthenon yalnızca dini bir yapı değildi. Atina’nın siyasi gücünü, ekonomik zenginliğini ve Perslere karşı kazandığı zaferleri temsil ediyordu. Yapımında kullanılan kaynakların bir bölümünün Atina önderliğindeki Delos Birliği hazinesinden karşılanması, yapıyı aynı zamanda imparatorluk gücünün görsel ifadesine dönüştürdü.
Tapınağın işlevi yüzyıllar içinde birçok kez değişti. Geç Antik Çağ’da Hristiyan kilisesine çevrildi. Osmanlı döneminde cami olarak kullanıldı. 1687’de Venedik kuvvetlerinin kuşatması sırasında Osmanlı ordusunun yapının içinde sakladığı barutun patlamasıyla Parthenon’un orta bölümü büyük ölçüde yıkıldı. Bugün gördüğümüz dramatik harabe görüntüsünün önemli bölümü Antik Çağ’dan değil, bu patlamadan kaynaklanıyor.
Erechtheion ve Karyatidler
Parthenon’un karşısındaki Erechtheion, Akropolis’in en karmaşık yapılarından biri. Bunun nedeni yalnızca mimarisi değil, aynı alan içinde çok sayıda kutsal hatırayı barındırması.
Athena ile Poseidon’un Attika’nın koruyuculuğu için yarıştığı mitin izleri burada bulunuyordu. Poseidon’un üç dişli yabasını vurduğuna inanılan iz, Athena’nın şehre armağan ettiği kutsal zeytin ağacı, efsanevi kral Kekrops’un mezarı ve farklı tanrılara ait ibadet alanları aynı yapıda birleştirilmişti. Bu nedenle Erechtheion simetrik bir tapınak değildir. Mimarisi hem eğimli zemine hem de daha eski kutsal alanlara uyum sağlamak zorundaydı.
Güney cephesindeki kadın biçimli taşıyıcı heykeller bugün Karyatidler olarak biliniyor. Ancak yapının antik inşaat kayıtlarında bu figürlerden yalnızca “Korai”, yani genç kızlar diye söz ediliyor. Heykellerin giysilerindeki dikey kıvrımlar sütun yivlerini andırırken kalın saç örgüleri baş ile gövde arasındaki zayıf bölgenin yük taşımasına yardım ediyordu. Yani saçları yalnızca estetik değil, aynı zamanda mimari bir çözümdü.
Beş özgün Karyatid bugün Akropolis Müzesi’nde bulunuyor. Altıncı heykel 19. yüzyılın başında Lord Elgin tarafından götürüldü ve günümüzde British Museum’da sergileniyor. Erechtheion’un üzerinde görülen figürler ise hava kirliliği ve çevresel etkilerden korunmaları amacıyla yerleştirilen kopyalar.
Plaka: Adının kökeni bile tartışmalı olan mahalle
Akropolis’in kuzey ve doğu eteklerinde uzanan Plaka, çoğu zaman “Atina’nın en eski mahallesi” olarak tanıtılıyor. Ancak bugün görülen evlerin büyük bölümü Antik Çağ’dan değil, Osmanlı döneminin son yıllarıyla 19. yüzyıldan kalma.
“Plaka” adının kökeni kesin olarak bilinmiyor. Bir görüş adın bölgede bulunan büyük bir taş levhadan, Yunancadaki “plaka” kelimesinden geldiğini savunuyor. Başka bir görüş ise Arvanitçedeki “eski Atina” anlamına gelen bir ifadeyle bağlantı kuruyor. Adın yazılı kaynaklarda 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmesi bu tartışmayı daha da ilginç hâle getiriyor.
Plaka’yı özel yapan asıl unsur, sokak düzeninin kısmen antik ve Orta Çağ yerleşim biçimini izlemesi. Dar yollar, çıkmaz sokaklar, küçük meydanlar, Bizans kiliseleri, Osmanlı dönemi izleri ve 19. yüzyıl neoklasik evleri burada iç içe geçiyor.
Modern Yunan devleti Atina’yı 1834 yılında başkent ilan ettikten sonra şehri Avrupalı bir başkent görünümüne kavuşturmak istedi. Bu dönemde birçok eski yapı kaldırıldı, yeni caddeler açıldı ve neoklasik binalar inşa edildi. Plaka ise bütün dönüşümlere rağmen eski şehir dokusunun önemli bir bölümünü korudu.
Anafiotika: Atina’nın ortasındaki Kiklad köyü
Plaka’nın üst kısmında, Akropolis kayalığının hemen altında bulunan Anafiotika ilk bakışta Atina’ya değil bir Ege adasına aitmiş gibi görünür. Beyaz badanalı küçük evleri, dar geçitleri ve mavi renkli kapılarıyla Kiklad mimarisini şehir merkezine taşır.
Mahallenin adı Kikladlar’daki Anafi Adası’ndan geliyor. Atina’nın başkent ilan edilmesinin ardından yeni saraylar ve kamu binaları inşa etmek üzere Anafi’den taş ustaları ve yapı işçileri şehre getirildi. Bu işçiler kendi adalarındaki evlere benzeyen küçük konutları Akropolis’in yamacına yaptılar.
yüzyıldaki arkeolojik kazılar ve kamulaştırmalar sırasında mahallenin önemli bir bölümü kaldırıldı. Günümüzde eski yerleşimden yaklaşık 45 ev kaldığı belirtiliyor. Bu nedenle Anafiotika yalnızca güzel fotoğraf çekilecek bir mahalle değil, modern Atina’nın kurulması sırasında Ege adalarından gelen emekçilerin şehirde bıraktığı iz.
Anafiotika’nın varlığı aynı zamanda modern başkentlerin yalnızca mimarlar ve krallar tarafından değil, adı çoğu zaman kayda geçmeyen işçiler tarafından kurulduğunu hatırlatıyor.
Sokrates Mağarası: Gerçek hapishane mi, güçlü bir şehir efsanesi mi?
Filopappos Tepesi’nin yamacındaki kayaya oyulmuş odalar geleneksel olarak “Sokrates’in Hapishanesi” adıyla tanıtılıyor. Sokrates’in MÖ 399 yılında gençleri yoldan çıkarmak ve kentin tanrılarına inanmamakla suçlanarak idama mahkûm edildiği biliniyor. Ancak bugün gösterilen yapının gerçekten Sokrates’in tutulduğu hapishane olduğuna dair kesin bir arkeolojik kanıt yok.
Kayaya oyulmuş odaların önünde ahşap ve taş yapılardan oluşan çok katlı bir bölüm bulunduğu düşünülüyor. Kiriş yuvaları, su kanalları, merdivenler ve sarnıç kalıntıları buranın büyük bir konut veya farklı amaçlarla kullanılan bir yapı olabileceğini gösteriyor. Yapının gerçek işlevi bilinmediği için “Sokrates’in Hapishanesi” adı tarihsel bir kesinlikten çok geleneksel bir adlandırma.
Zappeion: Modern Olimpiyatlardan Avrupa Birliği’ne
Ulusal Bahçe’nin yanında bulunan Zappeion, antik görünümlü olmasına rağmen 19. yüzyıl yapısıdır. Bina Danimarkalı mimar Theophil Hansen tarafından tasarlandı ve 1874-1888 yılları arasında inşa edildi. Adını, modern Olimpiyat düşüncesinin yeniden canlandırılması için servetini bağışlayan Evangelis Zappas’tan aldı.
Zappas, Pierre de Coubertin’in girişimlerinden önce antik Olimpiyatların yeniden düzenlenmesi düşüncesini destekledi. Onun finansmanıyla 1859, 1870, 1875 ve 1888 yıllarında “Zappas Olimpiyatları” veya “Olympia” adı verilen spor ve sanayi etkinlikleri gerçekleştirildi. Bu organizasyonlar 1896’daki uluslararası Olimpiyatların ortaya çıkmasında önemli bir ara basamak oldu.
Zappeion 1896 Olimpiyatları sırasında eskrim müsabakalarına ev sahipliği yaptı. 1906 Ara Olimpiyatları sırasında sporcuların kaldığı bir tür Olimpiyat köyü olarak kullanıldı. 1936’dan itibaren yaklaşık kırk yıl boyunca Yunanistan’ın ilk devlet radyo istasyonunu barındırdı. İkinci Dünya Savaşı sırasında hastane, Alman işgali döneminde depo ve kışla olarak kullanıldı, 1944’te ise bombardımana uğradı.
Yunanistan’ın Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılım anlaşması da 28 Mayıs 1979’da burada imzalandı. Böylece Zappeion antik Olimpiyat idealini canlandırma amacıyla yapılan bir binadan modern Yunanistan’ın siyasi ve kültürel tarihinin simge mekânlarından birine dönüştü.
Panathenaik Stadyumu: Antik bir vadiden modern Olimpiyatlara
Panathenaik Stadyumu’nun tarihi 1896’dan çok daha eski. İlk stadyum MÖ 330 dolaylarında Atinalı devlet adamı Lykurgos tarafından Agra ve Ardittos tepeleri arasındaki doğal vadiye yaptırıldı. Burada Athena adına düzenlenen Büyük Panathenaia şenliklerinin atletizm yarışmaları gerçekleştiriliyordu. İlk yapı toprak oturma sıralarına sahip dikdörtgen biçimli bir stadyumdu.
MS 2. yüzyılda zengin Atinalı Herodes Atticus stadyumu yeniden yaptırdı. Yapı at nalı biçimine dönüştürüldü ve Pentelik Dağı’ndan getirilen beyaz mermerlerle kaplandı. Günümüzde stadyumun halk arasındaki adı olan “Kallimarmaro” da “güzel mermerli” anlamına geliyor.
Hristiyanlığın yayılmasıyla pagan festivalleri sona erince stadyum terk edildi. Yüzyıllar içinde mermerlerinin önemli bölümü başka yapılarda kullanılmak üzere söküldü. 19. yüzyılda yapılan kazılarla yapının planı yeniden ortaya çıkarıldı.
1896 Olimpiyatları öncesinde stadyumun yeniden inşa edilmesini iş insanı Georgios Averoff finanse etti. Mimar Anastasios Metaxas, Ernst Ziller’in kazı planlarından yararlanarak yapıyı antik biçimine uygun şekilde yeniden tasarladı. 1896 Olimpiyatları’nın en unutulmaz anı, maraton yarışını kazanan Yunan atlet Spyridon Louis’nin stadyuma girişi oldu.
Bugün Panathenaik Stadyumu yalnızca ilk modern Olimpiyatların ana mekânı değil, antik spor geleneğinin modern ulus inşasında nasıl yeniden yorumlandığını gösteren bir anıt.
Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi: Yunanistan’ın hafıza deposu
Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi’nin tarihi modern Yunan devletinin kuruluşuyla yakından bağlantılı. Müze kurumu 1829 yılında, bağımsız Yunan devletinin ilk başkenti Aigina’da oluşturuldu. Başkentin Atina’ya taşınmasının ardından koleksiyonlar farklı yapılarda saklandı. Bugünkü müze binasının inşasına 1866’da başlandı ve müze 1889’da halka açıldı.
Koleksiyonlar tarih öncesi dönemlerden Geç Antik Çağ’a kadar uzanıyor. Müzenin sergilediği 11 binden fazla eser Antik Yunan kültürünün yalnızca heykel ve tapınaklardan oluşmadığını gösteriyor. Mezar eşyaları, seramikler, bronz heykeller, günlük kullanım araçları, duvar resimleri, mücevherler ve bilimsel aletler birlikte değerlendirildiğinde çok daha geniş bir dünya ortaya çıkıyor.
Miken bölümündeki altın cenaze maskesi Heinrich Schliemann tarafından “Agamemnon’un Maskesi” olarak adlandırıldı. Ancak maske, Homeros geleneğinde Truva Savaşı’nın yaşandığı kabul edilen dönemden birkaç yüzyıl daha eski. Bu nedenle eserin gerçekten Agamemnon’a ait olması mümkün görünmüyor. Adlandırma arkeolojik bir tespitten çok Schliemann’ın Homeros anlatılarını doğrulama arzusunun sonucu.
Müzedeki Artemision bronzu da kesin kimliği bilinmeyen eserlerden biri. Heykelin elindeki nesne kaybolduğu için figürün yıldırım atan Zeus mu yoksa üç dişli yabasını fırlatan Poseidon mu olduğu tartışılıyor.
Antikythera Mekanizması ise Antik Çağ’ın teknoloji düzeyi hakkındaki modern kabulleri değiştiren bir eser. Antikythera açıklarındaki batıktan çıkarılan dişli sisteminin gök cisimlerinin hareketlerini, takvim döngülerini, tutulmaları ve büyük spor oyunlarının tarihlerini hesaplamak için kullanıldığı düşünülüyor. Mekanizma dünyanın bilinen en eski karmaşık astronomik ve takvimsel taşınabilir hesaplama düzeneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Thera bölümündeki Akrotiri freskleri de Antik Yunan sanatının yalnızca beyaz mermer heykellerden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Bahar Freski’ndeki kırmızı zambaklar, kayalık manzara ve uçan kırlangıçlar MÖ 2. binyıldaki Ege dünyasının renk anlayışını ve doğa gözlemini günümüze taşıyor.
Müzenin en etkileyici fakat az bilinen hikâyelerinden biri İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşandı. Nazi işgalinden önce çalışanlar heykelleri salonların zeminlerine açılan büyük çukurlara gömdü, küçük eserleri sandıklara yerleştirdi ve altın eserleri Yunanistan Merkez Bankası’nın kasalarında sakladı. İşgal kuvvetleri 1941’de Atina’ya girdiğinde salonlar neredeyse tamamen boştu. Müze çalışanlarının aylar süren bu operasyonu sayesinde koleksiyonun büyük bölümü yağmadan kurtarıldı.
Bir şehri yalnızca en parlak çağıyla anlatmak
Atina çoğu zaman demokrasi, felsefe ve klasik sanat üzerinden tanıtılıyor. Elbette bunlar şehrin dünya tarihindeki yerini belirleyen temel unsurlar. Fakat şehri yalnızca MÖ 5. yüzyıla indirgemek, onun Bizans, Osmanlı ve modern dönemlerini görünmez kılıyor.
Monastiraki Meydanı’nda Bizans geleneğiyle şekillenmiş bir kilise ile Osmanlı camisinin karşı karşıya durması, Roma Agorası’nın modern mahallelerin altında kalması, Anafi’den gelen işçilerin Akropolis’in yamacında kendi köylerini kurması ve antik stadyumun modern Olimpiyatlara ev sahipliği yapması Atina’nın tek bir uygarlığın eseri olmadığını gösteriyor.
Bu şehirde tarihin dönemleri birbirini bütünüyle ortadan kaldırmamış. Her dönem bir öncekinin taşlarını, yapılarını, adlarını ve hikâyelerini kullanarak kendine yeni bir şehir kurmuş. Bu nedenle Atina’yı gezmek yalnızca eski eser görmek değil, insanlığın aynı mekânı yüzyıllar boyunca nasıl yeniden anlamlandırdığını izlemek demek.
Videodaki yolculuk da tam olarak bunu anlatıyor: Monastiraki’den Akropolis’e, Plaka’dan Anafiotika’ya, Roma pazarından modern Olimpiyatlara uzanan bir şehirde tarih geçmişte kalmıyor. Günlük hayatın içinde yaşamaya devam ediyor.
Yazan: Ali NARMAN
Sitedeki makaleler onaylı şahsi fikriyet mülküdür. Sadece kaynak ve isim referans vererek kullanabilirsiniz.
Kaynakça
Acropolis Museum. (t.y.). Erechtheion: Karyatid, Kore B. The Acropolis Museum.
Acropolis Museum. (t.y.). The colours of the frieze. The Acropolis Museum.
Hellenic Ministry of Culture and Sports. (t.y.). Horologion of Andronikos Kyrrhestes.
Hellenic Ministry of Culture and Sports. (t.y.). Roman Agora of Athens.
Museum of Modern Greek Culture. (t.y.). The Tzisdarakis Mosque.
National Archaeological Museum. (t.y.). Collection of Mycenaean antiquities.
National Archaeological Museum. (t.y.). Collections.
National Archaeological Museum. (t.y.). History of the museum.
National Archaeological Museum. (t.y.). Memories 1940–1944: The rescue of the statues.
National Archaeological Museum. (t.y.). The mysteries of the Antikythera Mechanism.
Panathenaic Stadium. (t.y.). The ancient Panathenaic Stadium.
Panathenaic Stadium. (t.y.). The stadium as the site of the modern Olympic Games of 1896.
Religious Greece. (t.y.). Church of Panagia Pantanassa.
UNESCO World Heritage Centre. (t.y.). Acropolis, Athens.
UNESCO–IAU Portal to the Heritage of Astronomy. (t.y.). Tower of the Winds, Greece.
Zappeion Megaron. (t.y.). The Zappeion Exhibition Hall over time.









Yorumlar